Mikro Yöneticiliğin ardında Standartlar Değil, Korku var
Geçenlerde bir danışanım bana şunu söyledi:
“Geçmişte ekibimi mikro yönetimle “yakın markajda” tutuyordum. Mükemmeliyetçiliğimin kontrolden çıkmasına izin verdim. Ve bunun koymak istediğim standartlarla bir ilgisi yokmuş — meğer hep korkuymuş.”
Susup beni bekledi. Ben de sustum.
Sonra devam etti: “Bırakırsam dağılır diye korktum. Başkası benim gibi yapamaz diye korktum. Her detaya girmezsem bir şey aksar diye korktum. En çok da, bir şey yanlış giderse müşterilerin bizi, dolayısıyla beni daha az değerli göreceği korkusu vardı. Çünkü patron benim. Ve dürüst olayım — bu senaryo birden fazla kez gerçekleşti.”
Bu cümleler yıllarca üst üste biriktirdiği bir farkındalığın özetiydi. Ve iş hayatında çok az ekip yöneticisi bunu kendine itiraf ediyor olabilir.
Mikro Yöneticilik Bir Standart Sorunu Olmayabilir
Mikro yöneticilik yapan lider, çoğu zaman “ben çıtayı yüksek tutuyorum” diyerek kendini savunabilir, yaklaşımını kendi mantığı içinde bir yere oturtmaya çalışır. Ona göre ekip yetersiz ise dağılabilir, detaylara dikkat edilmezse iş sürekli aksayabilir dolayısıyla her ayrıntıla bakmak gerekir.
Burada bir “iyi niyet” bile seziyor olabilirsiniz, ancak sonuç istenenden çok farklı olabilir.
Mikro yönetim aslında bir başarı kodu değil, bir korku tepkisi olabilir. “Bırakırsam ne olur” sorusuna verilemeyen bir cevabın ekibe bedel ödeten bir savunma davranışları serisine dönüşmesi olabilir.
Korku ile Yönetince Ne Oluyor?
Korku ile yöneten liderin ekibinde sessiz bir yıkım başlıyor. Şu üç şey kademe kademe bulanıklaşıyor ve siliniyor:
Yaratıcılık ölüyor. Yeni fikir risk almayı gerektirir. Her fikrin liderin “hayır, böyle değil” filtresinden geçtiği bir yerde, ekip bir süre sonra fikir üretmeyi bırakır. Liderin onayladığını tekrar etmeyi öğrenirler.
Sahiplenme yok oluyor. İnsanlar nasılsa son sözü liderin söyleyeceğini bildikleri işe sahip çıkmazlar. “Bana ne, ben ne yaparsam müdürümüz zaten yeniden yapacak” cümlesi sessizce ekibin içine yerleşiyor olabilir.
Güven aşınıyor. Ekip kendi yöneticisini kontrolcü & mükemmeliyetçi görünce kendini ya çocuk yerine konmuş ya da yetersiz hissediyor. İkisi de bir süre sonra istifa zarfına giden yolu hızlandırıyor.
İşin asıl ironik tarafı şu: Lider giderek daha çok yorulur zira kendisi tüm kararların merkezinde durmaktadır. Ekip artık kendi zihniyle düşünmez — çünkü zaten geri yaptığı işin neredeyse tümden kontrolden geçeceğini ve müdürlerin “iri” dokunuşlarına hedef olacağını biliyorlardır. Lider onları kendisine bağımlı kılmıştır ve enteresan şekilde bu yarattığı bağımlılıktan dolayı ekibe öfkelenebilir, “inisiyatif almıyorlar” dediği bile olur.
Kendi kurduğu sistemin olumsuz sonuçlarından ekibini sorumlu tutmak bir çok yöneticinin “kendini haklı görme” posizyonunun bir resmidir. Bu da yöneticiliğin en yorucu çabası olabilir.
Üç Eylemle değişim
Birincisi: Net delege et, sonra bırak. Sonucu net tanımla. “Şöyle bir final görmek istiyorum” demek yeterli olabilir. Oraya nasıl gidileceğine ekip karar versin. Adım adım anlatma alışkanlığı, “yardım ediyorum” gibi görünmenizi sağlayan bir kontrol biçimidir.
İkincisi: Geri beslemeyi iş bittikten sonra ver. İş yapılırken yapılan müdahale, geri besleme değildir — kontrol etmektir. Ekibin kafasında “lider yine geldi” hissi oluşur ve süreç içerisinde öğrenme imkânı azalır.
Üçüncüsü: Hatalarını ekibinle birlikte sahiplen. Mikro yönetim alışkanlığı bir günde yok olmayacak. “Ben hâlâ bu konuda çalışıyorum, sizi sıktığımı hissettiğinizde söyleyebilirsiniz” demek sizi kırılgan ve gelişen bir noktaya yerleştirir, ekibinizle iletişiminizi geliştirir. Hatasını söyleyebilen lider, ekibinin de hatasını söyleyebileceği bir alan açar.
Son Söz
Mikro yöneticilik size kısa vadede güvenli hissettirebilir, uzun vadede ise en çok sizi ve sizinle çalışan herkesi yorar.
Bir noktada ipi biraz gevşetmeyi öğrenmek gerekiyor. Ekibinizin yükselmesine, sizin de fark etmediğiniz yetkinliklerini ortaya çıkarmasına izin vermek, başlangıçta korkutucu gelebilir. Gelişimin başka bir yolu yok maalesef!
Siz son toplantınızda ekibinizden hangi karara müdahale ettiniz? O karar, sizin değil de onların kararı olsaydı dünya gerçekten yıkılır mıydı?


