Blog

Bağlılık ve Kapsayıcılığın Ötesine Geçelim : Önemsenmek

Gemini_Generated_Image_5vkuqe5vkuqe5vku
Çalışan Bağlılığı

Bağlılık ve Kapsayıcılığın Ötesine Geçelim : Önemsenmek

Araştırmacı Zach Mercurio, yeni doğan oğluyla ilk tanıştığı anı anlatırken beşikteki bebeğine elini uzattığında, oğlu içgüdüsel olarak babasının parmağını sıkıca kavradığını farketmiş. O ana kadar ağlayan ve kıvranan bebek, bu teması bulduğu anda sakinleşmiş.

Bilim insanları buna “yakalama refleksi” diyor ve bu refleks yaklaşık altı milyon yıllık evrimsel programlamamızın bir sonucudur. Bu basit hareket çok daha derin bir şeye işaret ediyor olabilir: Başka biri için önemli olma ihtiyacımız çok yüksek ve değerli. Bir insan olarak yaptığımız ilk eylem bu.

Bu ihtiyacın iş hayatında da hiç değişmediğini görebiliyoruz, değil mi?

Bonuslar ve Ödüller İşe Yaramıyor

Liderler olarak elimizde bir çok araç var: Primler, ödüller, “Ayın Elemanı” programları, bedava öğle yemekleri, şirket piknikleri… Peki bunlar işe yarıyorsa, çalışan bağlılığı neden son on yılın en düşük seviyesinde ve her on kişiden yedisi neden işine karşı duygusal bir kopukluk hissediyor?

Cevap şaşırtıcı derecede basit: İnsanlar kendilerini “önemsenmiş” hissetmiyor.

Önemsenmek, etrafınızdakiler tarafından görüldüğünüzü, duyulduğunuzu, değer verildiğinizi ve size ihtiyaç duyulduğunu hissettiğiniz psikolojik deneyimdir. Bu duygu iki temel bileşenden oluşuyor: Başkaları tarafından değerli görüldüğünüzü hissetmek ve varlığınızın başkalarına nasıl değer kattığını bilmek.

İnsanlara kariyerlerinde neyin önemli olduğunu sorduğunuzda çok azı primlerden, hisse senedi opsiyonlarından veya Ayın Elemanı ödülünden bahseder. Onların asıl bahsettiği şey, hatırlandıkları, desteklendikleri, teşekkür edildikleri ve görüldükleri anlardır.

Araştırmalar durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor: Çalışanların yüzde otuzundan fazlası iş yerinde kendini görünmez hissediyor. Sadece yüzde otuz dokuzu iş yerinde birinin kendisini bir birey olarak önemsediğini düşünüyor. Sadece yüzde otuzu bir yöneticinin kendi benzersiz potansiyeline yatırım yaptığını hissediyor.

Çok boyutlu sonuçlar

Geleneksel iş anlayışı şöyle der: “Önce değer kat, sonra nasıl olsa değerli görülürsün.” Psikolojik gerçeklik bunun tam tersi olabilir: İnsanlar değer katmak için önce kendilerini değerli hissetmeli.

Bir kişi önemsendiğini hissettiğinde iki temel inanç gelişiyor. Birincisi özsaygı, yani “Ben değerliyim, katkıda bulunmaya layığım” hissi. İkincisi öz-yeterlik, yani “Ben yapabilirim, başarma kapasitem var” inancı. Bu inançların en güçlü tetikleyicisi ise başkalarından gelen sözlü pekiştirmelerdir.

Bu inançlar eksik olduğunda ne oluyor? Çalışan fiziksel olarak orada ama zihinsel olarak çoktan ayrılmış oluyor. Sessiz istifa başlıyor. Verimlilik düşüyor. Ve bir gün gerçekten istifa mektubu masanıza bırakılıyor.

Mercurio’nun araştırması çarpıcı bir bulgu ortaya koyuyor: Bir liderin davranışları, bir çalışanın değerli ve anlamlı hissetme deneyimini neredeyse yüzde elli oranında etkiliyor. Bu hem büyük bir fırsat hem de büyük bir sorumluluk anlamına geliyor.

Fark Et, Onayla, İhtiyaç Duy

Önemsenmek, “Ayın Elemanı” ödülleri veya ikramiyeler gibi büyük programlarla yaratılmıyor, aksine, küçük ve tutarlı günlük etkileşimlerle inşa ediliyor. Bir çalışanın da belirttiği gibi: “Bana bedava öğle yemeği ya da sertifika verme, adımı hatırla ve teşekkür et.”

1. Fark Edin

Fark etme, bir kişiyi bilmenin ötesine geçerek hayatındaki ve işindeki ayrıntılara dikkat etmektir. Bir ekip yöneticisinin kullandığı “fark etme defteri” güçlü bir örnek: Her Cuma ekip üyelerinin isimlerini ve o hafta o üyelerin davranışlarından fark ettiği önemli bir detayı bu deftere yazar. Çocuğunun spora başlaması, endişelendiği bir toplantı, eşinin sağlık durumu… Pazartesi günü bu notlara bakarak her biriyle üç dakikalık kısa görüşmeler planlar ve “Geçen hafta o toplantı için endişelendiğini hatırlıyorum, nasıl geçti?” gibi sorularla takip eder.

Hatırlanmanın içinde sihir var. Ve bu sihir, bir deftere not almak kadar basit bir pratikle yaratılabilir.

2. Onaylayın

Onaylama, bir kişinin benzersiz gücünü veya katkısını adlandırmak ve bunun yarattığı etkiyi somut şekilde göstermektir. Bu, genel bir “teşekkür ederim”den çok daha fazlasıdır.

Bir hemşire, zor bir gece vardiyasına başlayan doktora “Bu gece burada olduğun için çok mutluyum” demiş. Doktor bu cümleyi yıllarca hatırlamış. Başka bir örnekte, bir süpervizör hademesine işini sözlükten şöyle tanımlamış: “Bir binadan ve içindeki herkesten sorumlu kişi.” Bu basit tanımlama, o kişinin işine ve kendine bakış açısını tamamen değiştirmiş.

3. İhtiyaç Duyduğunuzu Gösterin

İnsanlar çabalarının vazgeçilmez olduğunu hissetmek ister. Araştırmalar gösteriyor ki insanlar çabalarının fark yaratmayacağını veya yerlerinin kolayca doldurulabileceğini hissettiklerinde daha az çaba gösteriyorlar.

Basit ama güçlü bir ifade var: “Eğer sen olmasaydın…” ile başlayan bir cümle, bir kişinin ne kadar vazgeçilmez olduğunu etkili şekilde iletebilir. Bu, bağımlılık yaratmak değil, karşılıklı bağımlılığı onurlandırmaktır.

Sonuç

Yirmi beş yıllık kariyeri boyunca bir üniversitede temizlik görevlisi olarak çalışan Susan’a kendini en çok önemsendiği anı sormuşlar. Cevabı ne bedava öğle yemekleri ne de üniversitenin verdiği ödüller olmuş. En değerli an, bir öğrencinin koridorda onu görüp adını hatırlayarak “Merhaba Susan, sadece selam vermek istedim” dediği o basit anmış.

Önemsemek, varlığınızın ve yokluğunuzun başka biri için bir anlam ifade ettiğini bilmenin getirdiği güçlü bir duygudur. Bu anları yaratmak, bir liderin yapabileceği en stratejik ve en insani yatırımdır.

Bu hafta ekibinizden birine şu soruyu sorun: “Sana değerli olduğunu hissettirdiğimde ne yapıyor oluyorum?”

Cevabı dinleyin. Bilmediğiniz bir özel içgörü ile karşılaşacağınızdan eminim.

Fikrinizi buradan belirtin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir